

VELİMDEN MEKTUP VAR
VELİMDEN MEKTUP VAR
Sevgili HAi Ailesi;
Biliyorum demode oldu ama sizlere bir mektup yazmak istedim.
Kısa mesajlarla miş gibi yaptığımız bir mektup değil bu.
Sonuna kadar okursanız mutlu olurum . Sizin de çocuk eğitimi ile ilgili birçok soruya cevap bulacağınıza eminim. Çocuğum eve morluklarla geliyordu ve sürekli olarak arkadaşlarını şikayet ediyordu. İşten eve döndüğümde eşimin bitmek bilmeyen tacizleri, çocuk da senin gibi pısırık ,sürekli dayak yiyor, git müdürle konuş mobbingiyle zorunlu bir karar verdim. (Sıkıysa verme )
Hem şikayetimi iletmek hem de müdür beyden destek istemek için Hüseyin Aycibin İlkokulu'na ziyarete gittim. Müdür bey her zamanki nezaketiyle ve gülümsemesi ile karşıladı beni.
Çaylarımızı yudumlarken okul müdürü Erhan Ziya Sancar'ın mütevazı odasına giren özgüvenli çocukları gördüm . Çocuklar odaya giriyor Müdür bey ile sohbet ediyor odadaki papağanla ,kupalarla ilgileniyor ,dilek ve şikayetlerini rahatlıkla iletebiliyordu . Bu arada bir Fenerbahçeli olarak papağanın adının Aziz olduğunu öğrendim . Galatasaraylı bir okul müdürünün Fenerbahçeli bir papağanı var .Bu da ayrı bir ironi olsa gerek .
Odada koşturan çok sevimli bir kız çocuğu takılıp düşünce yardımcı olmak için ayağa kalktım, Müdür Bey beni hemen oturttu ,bırakın dedi ."Kendisi doğrulur." Ve ekledi;Öğrencilerin özellikle 1.sınıflar akşama kadar sokakta büyümedikleri, toprağı tanımadıkları, pamuklara sarılıp büyütüldükleri dolayısıyla koordinasyonları iyi olmadığı , dikkatleri henüz gelişmediği için sıraya, masaya, birbirlerine çarpıp duruyorlar. AVM çocukları panda mı çocuklarına eğitim konusunda sınıf öğretmenlerimiz, Spor Asbaşkanımız Levent hocam ve rehber öğretmenimiz Belgin Hocam ile birlikte çalışıyoruz dedi.
Okullar pedagoji'nin ilkelerine göre yeniden şekillendirilmeli, dedi.
Okullarda sivri köşeler olmamalı ,okullarda köşeli kolonlar olmamalı ancak biz ne kadar filtrelersek filtreleyelim hayat filtre kabul etmiyor. Bu hayatın sivri köşeleri var. Hayat düz bir çizgiden ibaret değil daireden ibaret değil. Bu hayat yamuk, insanlar yamuk, o nedenle çocuklar kendilerini korumayı öğrenmeli , çocuklar zorluklara dayanmayı öğrenmeli, dedi.
Birden kızım gözlerimin önüne geldi. Parkta tırmanırken düşer korkusuyla poposundan itip desteklediğim, basamakları çıkarken elinden tutup kaldırdığım anlar gözümün önüne geldi. Çocuk düşer düşmez annesi de ben de paniğe kapılarak çocuğumuzu yerden kaldırıyorduk. Sonuçta varımız yoğumuz bir tek çocuğumuz var.
Ödev verildiğinde, yapamıyorum diyerek çocuk bir yandan anne bir yandan ağlıyordu.
Oysa Müdür Bey “Çocuğa göstereceğimiz her gereksiz destek ona köstek oluyor” diyordu.
Aslında çoğu zaman farkına varsam da desteğin ayarını kaçırdığım gerçeğiyle Ezs sayesinde daha sarsıcı bir şekilde yüzleştim . Kızımın yerine bazı şeyleri yaparken onun bağımsızlığını kazanma yönünde attığı adımlara aslında zarar verdiğimi fark ettim.
Genetik kodlarımızda var biliyorum ama ‘alt tarafı o yemek yerken iki kaşık da ben yedirdim’, ‘tırmanırken azıcık ittim’, ‘büyüyünce kendi giyinir, şimdi ben giydireyim’ demeyin.
Benim kulağıma küpe olanlar sizin de işinize yarayabilir.
Müdür beyden çocuğun güçlü bir birey olması için izledikleri paradigmayı dinlerken “Kendim yapabilmem için bana yardım et.” sözü yankılandı kafamda...
Biz çocuğun bireysel becerilerine ve ilgi alanlarına, bireysel öğrenme hızına ve karakter özelliklerine uygun bir pedagoji izliyoruz , dedi.
Eğitimde “metot değil insan kişiliği göz önüne alınmalı” diyen müdür beyin yeni maarif eğitim sistemine göre çocuklar, çevredeki materyallerinden, bireysel ilgi ve eğilimine göre bağımsız olarak seçim yaparlar, ifadesini önemsiyorum.
Müdür bey beceri temelli , yaparak yaşayarak öğrenmeden bahsediyordu. Çocukları yarıştırmıyoruz, diyordu.
Hatta Nabi Avcı'dan bahsetti; eski bakanlarımızdan biriymiş. Çocukların test ile tost arasında sıkıştığından söz etti. Çocuklar, istedikleri materyalle, istedikleri zaman, istedikleri yerde çalışsın, istiyoruz böylece çocuklara istedikleri kadar tekrar etme imkânı sunulur, erken öğrenenin beyni de kasları da gelişiyor çünkü, dedi. Bir de dikkatimi çeken birbirini şikayet için gelen çocuklara okul müdürünün gösterdiği tavır... Velileri işin içerisine hiç sokmadan çocukları dinleyerek onları uzlaştırarak ağızlarını da birer çikolata ile tatlandırarak odadan uğurlaması oldu...
Ülkem gözümün önüne geldi, futbol gözümün önüne geldi, tribünlerin birbirini linç etmesi gözümün önüne geldi ve ülkemde uzlaşı kültürünün kalmadığını düşününce ,ülkemde konsensüsün kalmadığını düşününce kızımın ve ailemin bu okulla yollarımız kesiştiği için ne kadar şanslı olduğumuzu düşündüm. Hayat sosyal medyadan reels videolarından ibaret değil, bunu gördüm.
Evde bir çocukla başa çıkamayan bizler sınıfında 30 çocuğa eğitim veren öğretmeni WhatsApp gruplarında linç ediyoruz. Teneffüse denk geldiğim süre içinde kafam şişti ve "Müdür bey Allah yardımcınız olsun.' dedim "Siz bu tempoya ve bu akustik kirliliğe nasıl dayanıyorsunuz? "
Sadece tebessüm etti. Biz öğretmenliği iş olarak görmüyoruz, çocukları sevmeyen bu mesleği yapamaz .Çocuğun kalbine dokunmayan zaten beynine giremez, dedi.
Müdür beye çocuğum hiçbir şeyden mutlu değil ,ne isterse alıyoruz, evinde bir sürü oyuncağı var dedim. Hediye gelenler, annemin benim çocukluğumdan kalanları getirmesi derken evde dev bir oyuncak kutusu oluştu. Kızım kutuyu kimi zaman tamamen boşaltıyor, tüm oyuncakları başka bir yere diziyor ya da doldur boşalt yapıyor. Ancak içlerinden birine uzun süre konsantre olmuyor.
Müdür bey gülümseyerek ; sanki siz ve biz her şeyden mutluyuz, dedi. Maalesef yeni nesilde konfor hastalığı var .Çünkü ebeveynler ne isterse ona koşulsuz veriyorlar ve çocuk emeğinin olmadan ulaştığı hiçbir şeyin değerini bilmiyor. En önemlisi emek nedir bilmiyor, ekmek nedir bilmiyor.
Bizim kutsalımız olan ekmeği , öpüp de alnımıza götürdüğümüz ekmeği maalesef geçen yıl tuvalet lavabolarından topladık dedi.
Doğan Beycim;
“Çocuğunuzun seçme konusunda deneyimi yok. Birçok oyuncakla oyuna odaklanamaz. Bir iki oyuncakla odaklanmayı öğrenmeli” deyince kafama dank etti. . Sohbetin ertesi günü oyuncaklarından üç beş tane bıraktık, önerdiği gibi diğerlerini kaldırdık. Zamanla eskilerini alıp yenilerini çıkaracağız.
Sevgili okuldaşım; çocuğuna kendi yapması için kendisi olması için fırsat ver.
Sadece şikayet için değil evlatlarımızı emanet ettiğimiz okul liderimize ona güvendiğimizi söylemek için destek olmak , görüş ve önerilerinden istifade etmek için de bir kahve içimi uğramayı ihmal etmeyiniz. Kendim özel okulda okudum, çocuğum özel okula 2 yıl gitti.
Eşim özel okul mezunu ama mahallemizde öyle bir okul var ki müdürüyle, vizyoner öğretmenleri ile güleryüzlü okul aile birliği ile güven veren çalışanlarıyla, felsefeleri ile çocuklara ve bizlere özel olduğumuzu hissettiriyorlar. Değerini bilelim çünkü Türkiye'de iyi şeylerin kıymetini ya gidince ya da ölünce takdir ediyoruz. İyi ki varsınız Erhan Ziya Sancar ve O'nun güzel ekibi;
İyi ki Hai Ailemiz var. İyi ki..
Saygılarımla.
Doğan Tümler
Şanslı bir baba
HAİ Velisi